blog layout

< Hikayelerimiz - AY DEGİL YIL GEÇDİ, GEÇİYOR AKLIMDAN ÇIKMADIN ÇIKMIYORSUN S3V!L - Blogcu



AY DEGİL YIL GEÇDİ, GEÇİYOR AKLIMDAN ÇIKMADIN ÇIKMIYORSUN S3V!L


Ana sayfa yap

• 25/1/2007 - Gözleriniz ne kadar hüzünlü bakıyor...

Kategori: Hikayelerimiz

 

 

 

 

- Gözleriniz ne kadar hüzünlü bakıyor.
- Ayrıldığım günden kaldı bu hüzün gözlerimde.
- Ayrılık ?
- Neydi ki sebebi yürüyemediğim o uzun yolda. Erken mi yola çıkmıştım,

bu yüzden mi geç kalmıştım acaba? Bir telaşım vardı o zamanlar,

aşktandı herhalde. Kıyıda köşede kalmış biraz da eziklik vardı.

 

Orası uzun hikaye. Ama mutluluğumun arifesinde

masumdum öyle hatırlıyorum. Omuzlarımdan sallanan

iki belik, birde yanaklarımda pembemsi bir utanç yapışıktı.

 

Eskiden di tabi. Şimdi herşey bir tuhaf oldu.


- O nasıl biriydi?
- Koca bir imparatorluğu koruyacak kadar büyük bir surdu,

minik dünyamda. Belki de en büyük barikat buydu o yolda.

Çok büyütmüştüm onu ve çok küçültmüştüm kendimi yanında.

Sığınak arayan bir pisi pisi gibi sokulmuşum öylece.

 

Düşünmemişim gerisini. Sürekli aldığım birşeyelr vardı

ondan ama birşeyler sunamadığım bir kısırlıktı belki.

Yani sizin anlayacağınız çok düşündüm. Kabını bulamadım,

dolduramadım. Seviştim ilk defa. Açık söyleyeyim önce korktum

 küçük olduğum için, sonra büyülendim kadın olduğum için.

 

Uzun lafın kısası, dağıttığı umutları topladım, koydum sepetime.

Öğretilerini dinlemiyormuş gibi yapıp sokuşturdum ceplerime.

Kızgınlıklarına, kıskançlıklarına mantık aradım,

zor oldu ama buldum. Hiç ama hiç toz kondurmadım.

 

Sonra ne oldu net hatırlamıyorum. Ben geç kaldım yolun bir yerinde,

yetişemedim. Ya o çok hızlıydı ya ben çok yavaş.

Olmadı aynı ritmi tutturamadık. Anlayacağın kaybettim.

Uzun süre bekledim mevsimsel bir yolda.
Bekledim bekledim ...


Biri yoldan geçerken, yağmur yağıyor ıslanıyorsunuz dedi.

Şemsiyesini açtı. Yürüdük birlikte bir süre.

Gözleriniz ne kadar hüzünlü bakıyor dedi.

 

 Anlamadım ne demek istediğini. Konuşmaya başladık ordan burdan.

 Çok geçmedi sıkıldık birbirimizden. Ne o beni anladı ne de

ben onu anladım. Şemsiyesini alıp kayboldu ortalıktan. Sormadım

bende nereye diye.


Devam ettim yürümeye.

 

Açıkçası nereye gittiğimi bilmiyordum. Sordum sonra kendime,

nereye gidiyorsun diye. Oturdum yol üstünde, düşünmeye başladım,

nereye gitmeliyim diye. Sepetimdekilere baktım, cebimdekileri çıkardım,

 karar verdim nereyey gideceğime.

 

Tahmin edeceğiniz gibi yolumu şaşırdım defalaca. Geri bile

dönmek istedim. Hatta başkalarının yolunu izledim kendi yolumu bırakıp.

Bir çok kez iki kişi devam edip, yeni yollar çizmeye çalıştık, ama olmadı.

 

Velhasıl kelam şimdi tam bu durduğum yerde arkama dönüp bakıyorum,

ne kadar yol gelmişim diye. Bazen kocaman bir hiç var avuçlarımda,

bazen de hakaret etme kendine diyorum.


Ama en önemlisi Tanrı nın armağanı bu biliyorum.

 

Gözlerimin içinde koca bir imparatorluk yatıyor ve bunu hiç bir

kuvvetin değiştiremeyeceğini bilmek bana inatçı ve hüzünlü bir güç veriyor.

 

Dediğim gibi, ayrıldığım günden kaldı bu hüzün gözlerimde.


- anlıyorum
- eminim.
.....?......

 

Alıntı

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/1/2007 - Ne zaman ayrılık saati gelse...

Kategori: Hikayelerimiz

 

 

 

 



Ne zaman ayrılık saati gelse...





Ne zaman ayrılık saati gelse ...


En vazgeçilmez yerinde yaşamın
Duysak ayak seslerini akşamın
Ve sokaklardan el ayak çekilse
Bir ürpertiyle duyarım o zaman
Seni çağıran sesi uzaklardan

Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir gariplik çöker içime birden
Kalan tek anı gibi bir devirden
Durmadan çalınır o gamlı beste


Sanki bilir de hazin öykümüzü
Bulutlar ağlar, kararır gökyüzü

Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir çaresizliği anlatır gibi
Birden değişir gözlerinin rengi
Mavi solar, koyulaşır yeşilse


Sarınca ruhunu eski bir hüzün
Uçar gider pembeliği yüzünün

Ne zaman ayrılık saati gelse
Uzatsan özlemle dudaklarını
Tüm ağaçlar döker yapraklarını
Ne çiçek kalır ortada, ne bahçe


Sadece uğultusu o rüzgarın
Ve bir umut kırıntısı, belki yarın

Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir fırtına çıkmışcasına, büyük
Içimizdeki güllerin boynu bükük
Bir zaman kalakalırım öylece


Neden sonra gittiğini anlarım
İçimde güller ağlar, ben ağlarım....


 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 3/1/2007 - Gerçek Dostluk...

Kategori: Hikayelerimiz

Gerçek Dostluk

."Mevlana ve bir öğrencisi, dostluğun ve arkadaşlığın konu edildiği bir söyleşiden çıkmışlar, yolda birlikte yürüyorlardı. Biraz ileride yolun
kenarında, iki köpeğin koyun koyuna sokulmuşlar, birlikte uyumakta olduklarını gördüler. Öğrencisi, biraz önceki söyleşinin de etkisi altında
kalarak, bu görüntü karşısında çok duygulandı ve bu duygusunu Mevlana ile paylaşmak istedi:

"Efendim şu manzaraya bakın" dedi. "Ne denli yüce bir ders alınacak dostluk örneği, değil mi?"

Mevlana, öğrencisinin bu heyecanı karşısında hafifçe gülümsedi

ve kişisel çıkarların nice dostlukları yakıp kül ettiğini anımsattıktan sonra ona, unutamayacağı bir ders verdi:

"Evlat, sen onların arasına bir kemik atıver de, bak o zaman gör dostluklarını" dedi.

"Bir dostluk, kişisel çıkar karşısında unutulmayacak denli

sağlamsa, ancak odurumda bir değer ifade eder ve ancak o

zaman onun adına 'gerçek dostluk' denilir

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/12/2006 - ......:Deniz Kabukları:.....

Kategori: Hikayelerimiz

 

 

 

 

Uzun uzun yıllar evveldi....


Uzak sahillerin, nemi yaprağı üzerinde, yemyeşil ormanlarında
güzeller güzeli bir kız yaşarmış.......
Adı yokmuş..
Bir isme de, ihtiyacı yokmuş zaten.
Duyamaz ve konuşamazmış, O......


Tüm gün topladığı deniz kabuklarıyla uğraşırmış sadece.....
Her sabah uyandığında,
“acaba bugün, hangi deniz kabukları bulma şansına sahibim” diye

merak duyarmış.....
Kime sorsanız, tüm deniz kabuklarının birbirine benzediği o uzun sahillerde, o aylardır yıllardır hep mutlu ve
her günü ayrı bir umut ve güzellik içinde, heyecanla yaşamaktaymış.....

Çünkü O zamanın, sevenler için sonsuz olduğuna inanırmış......
Çünkü O, zamanın, sevinenler için kısa üzülenler için çok uzun,
korkanlar için çok hızlı ,
bekleyenler içinse çok yavaş olduğunu, bilirmiş......


O, sonsuzu seçen, seven , ama çok seven bir yüreğe sahipmiş......
Topladığı ve dokunduğu her deniz kabuğu ile, yüreğine bir parça daha

sevgi biriktirmekteymiş......

O, deniz kabuklarında, kulaklarıyla duyamadığı, bilinmez nice sesleri

dinlemekteymiş aslında......
Yüreğinin kumsalları ve suları, ona hiç gitmediği, hiç görmediği kıyıların,

nice hikayelerini anlatır durularmış......
Dünya, onun yüreğinde atarmış...
Dünya, onun yüreğinde ses verirmiş evrene......

O, dünyayı yüreğinden işitir, bilir ve yaşarmış......

Bazen işittiklerimiz, yeter sanırız...bildiklerimiz gerçek sanırız.......
Ve bunlar mutlu etmez bizi.....
Çünkü mutluluk;
duyamadıklarımızda, gidemediklerimizde,
fark edemediklerimizdedir....

Oysa, görebildiklerimizden, daha fazlasıdır gerçekler........
Günlük döngüler içinde, Sevdiklerimizle ve kendimizle paylaşabileceğimiz

şeylerden uzak kalarak yaşıyoruz hayatlarımızı maalesef.....
Hayat bu olmamalı.. Işler hiç bir zaman durulmayacaktır ki, hep yoğun,

hep çok olacaktır......
Ama sular bile durulur.

Durulur ve durulanır o zaman su; sedeflenir, sakinliğin, dinginliğin tatlı huzuru ,

derinliği aks olur kumsallarda.....
Bu hayattır işte.. Hayat oradadır...
Dinlerken, beklerken, izlerken, durulanırken..

Hayat orada yaşanır gerçel anlamda..
Oysa bizler mekanik ve elektronik bir dünyaya hapis vaziyette şuursuz yaşıyoruz,

“hayat, bu” diye.....
Yaşamımızı, hayata ve kendimize endeksleyebilmeliyiz...

Gerçekle, doğru arasındaki farkı görebilmeliyiz......
Hepimiz ....
Gerçekten mutlu olmak,
sadece yüreğin işidir...
Yüreklerimize fırsat vermeliyiz.....

Her yeni güne başlarken,
hangi deniz kabuğuna dokunarak,
bilinmedik hangi yaşama katılacağımız şansına gülümseyerek,
umutla uyanmalıyız......

Var olmanın güzelliği bu olsa gerek...
Acaba, bugüne kadar,
yüreğinizde kaç deniz kabuğu biriktirmişsinizdir ?

Sen...,
bugün hangi deniz kabuğunu dinledin,
ve bugün kaç deniz kabuğu topladın?
Insanın yüreği, belki de, deniz kabuklarından örülü olmalı.
Her yürek, bir kumsal olmalı belki de......

Kumsal gibi sonsuz olmalı.....
Kum tanelerinin kristallerinde, nice deniz çiçekleri, sedefleri

açtırmalı her gün için..
Ve, her mevsimde ebruli olmalı o kumsal,
her koşulda kumsalda olmalı varlığımız.

Mesela, yazı, kumsal mevsimi biliriz sadece. Fakat, kışın da,

oradayızdır..

Insanlar nedense, kumsalları, sadece yazın fark ederler......

Ne talihsizlik.!
Tıpkı, yüreklerimizi de, aynı talihsizliklerle fark edemediğimiz gibi
Belki de, maviyi görmek değildir önemli olan..
Belki, bakışlarımız gökyüzüne yöneldiğinde,
Önce, uçurtmayı görebilmeli gözlerimiz..
Önce uçurtmayı görebilirsek, mavileri de yakalarız zaten......

Uçurtma, mavidedir nihayetinde....
Eğer her gün, yeni bir var olma çiçeği açıyorsa gözlerimizde ve
Yüreğimizin ebruli kumsallarından, yepyeni deniz kabukları,

sedefler toplayabiliyorsak,

Yokluk yok demektir, değil mi?

VE, her sabah ya da akşam üstleri,
Sulanmalı mutlak o var oluş çiçeklerimiz.......
Güne ya da akşama başlarken
Yürek su ister......Çiy ister... Şebnem ister......

Insanın en yalnız olduğu zaman dilimlerdir, sabahın eri ve akşamüstleri.......
Insanın en çok kendi olduğu, kendinde ve kendiyle olduğu

vakitlerdir onlar.
Doğrularımızdan, gerçeğe yönelik yolculuğun başladığı vakitlerdir.

Sonsuza uzanan, uzanması gereken yürekler yollarını çiçeklendirme

ve deniz kabuklarını sevgilendirme vakitleridir.

Doğrularınıza sahip çıkın. Kendinizi yakalayın.
Sonsuzluğu, kendinizden esirgemeyin.
Bakın, dinleyin, dokunun, deniz kabuklarının size söyleyecekleri var..

Yüreğinizin, ebruli kumsalından ayrılmayın.

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 30/11/2006 - Aşkın gözyaşları...

Kategori: Hikayelerimiz

 

 

 

 

 

 

AŞKIN GÖZYAŞLARI

 

   Oturduğu yerden usulca kalktı ve yüzünü gökyüzüne döndü. Rüzgar sanki bedenini alıp götürecekmiş gibi esiyordu. Bedeni ise ona inat ayakta durmaya çalışıyormuş gibi hafif sallanarak dimdik ayaktaydı.

 

Gözyaşları gözlerinden hırçınca çıkıyor, yanaklarından hızla süzülüp,

yüreğine yavaşça akıyordu. Delip geçiyordu yağmur her yerini. Düşündüğü hatıralar yağmurla bir bir akıp gidiyordu içinden.

 

Bir ara hatıraların birinde düşecekmiş gibi oldu. Eğer güçlü olmasaydı

biliyordu ki o anda yere yığılıp kalacak ve bir daha kalkamayacaktı. Ölmek

onun için aslında bir şey ifade etmiyordu. Ölse de olurdu, yaşasa da.

Ölümü düşünmek için önünde yıllar varken o yaşa şimdiden girmişti...

 

   O zaman neye direniyordu? Ölmeyi istiyorsa neden hala yaşıyordu?

 

   Aslında bizim gibi o da bilmiyordu bu sorunun cevabını. Belki de onu

yeniden kazanabilirim umudu içindi, yaşamayı seçmesi. Zor bir ihtimaldi

belki de ama her şeye değerdi.

 

   Kimse bilmiyordu içinde kopan fırtınaları, yaralandığını, savunmasız

olduğunu. Dayanabilir sanıyorlardı oysa o çoktan yenilmişti.

Gözyaşları yağmurla birleşip adeta göl oluşturmuşlardı.

Saçlarında sanki bir ayrılık ezgisi dolaşıyordu.

 

   Kimdi?

 

   Neden böyleydi?

 

   Neler yaşamıştı hayatın ve gerçeğin soğukluğunda...

 

   Sevginin güzelliğini çoktan unutmuştu. Çok denemişti ondan

sonra ama olmamıştı. Yapamamıştı.

 

   Kimdi onu bu kadar yaralayan?

 

  Yakalanamayan bir yüz mü yoksa bir ses mi?

 

   Ondan gelecek tek bir haber bile yeterdi yaşamasına.

Zaten bunun için yaşamıyor muydu?

 

   Tek bir ses her şeyi yapmasına yeterdi.

   Gel dese gelir, öl dese ölürdü.

 

   Yağmur bir anda dinince, ilişkilerinde bir anda böyle nedensiz

ansızın bitivermesini hatırladı.

 

   Hayatında ilk defa mı seviyordu? Yok ikinci kez. İlkinde aşık olmuştu

ama ikinci de tutulmuştu. Değişik bir sevgiydi onunki.

Hem seviyor hem de nefret edebiliyordu. Yüreğinde iki zıt duyguyu

 aynı insan için besleyebiliyordu. Özlemi giderek artıyordu tıpkı denizin

duvara hırçınca çarpması gibi özlemleri de kendisine çarparak büyüyordu.

 

Buna bir türlü engel olamıyordu. Delicesine seviyor,

delicesine özlüyor, delicesine kıskanıyor ve delicesine kin duyuyordu.

Bitmeyen, yoğun duygulardı onun için. Aylardır tek başına sürdürüyordu içinde

 bu sevdayı. Aslında o bir ölüyü özlüyor ve seviyordu.

 

 Ölüden hiç bir farkı olmayan bir erkeğe böyle delicesine bağlanabiliyordu.

Ölü biriydi çünkü onun ne sesini duyabiliyordu, ne kendisini görebiliyordu

ve her şeyden önemlisi bir kalbi yoktu.

 

   Kısa bir süre içinde onu etkilemeyi başarmıştı. Önceleri fark etmemişti

onu bu kadar çok sevdiğini. Güçlü sanıyordu kendini ama her

görüşmelerinde yanan bir mum gibi eriyordu yavaş yavaş. Sonuna kadar

 yanacağını düşünürken bir rüzgarla söne vermişti mum.

 

Çoktan sönmüştü de nedense dumanı hala daha sürüyordu. Ona yenilmişti

ve ona karşı çok zayıftı. Karanlık çoktan çökmüştü ama o hala daha

aynı yerdeydi. Bu akşam dolunay vardı gökyüzünde ve yıldızlar

her zamankinden daha parlaktı.

 

Oysa o bu güzellikleri göremeyecek

 kadar yastaydı. Bazen boş verse de bu sevgiyi, özlem nöbetleri

dinmek bilmiyordu. Birden haykırmaya  başladı :

 

   "NEDEEEENNN?"

 

   Durmak bilmiyordu defalarca haykırdı en sonunda yoruldu ve yere

çöküp ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra, gözyaşlarına engel olamıyordu.

Birden sıcak bir el dokundu omzuna. O sandı birden ve aniden döndü

ama o değildi.

 

   "Lütfen artık içeri girin" dedi.

 

   Ayağa kalktı ve yavaş yavaş yürümeye başladılar içeriye doğru.

 

   Geride sadece deniz köpüklü, kollarını iki yana açmış,

gel bana dercesine

bir erkek resmi kaldı deliler hastanesinin o yalnızlık bahçesinde...

                                                         

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Sıcacık bir Gülümsemenle ÇokŞey degişirdi.Şimdi Benli Zamanlar olmasada Sende, gülümseyen Gözlerin olsun...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
MySpace images

MySpace images

Kategoriler

Online Müzik Dinlemek İçin Tıklayınız

Hava Durumu

Arkadaşlar

E.YÜKSEL ÜSTÜNER
dahlia
bintisahra
eroman
saraykoy
secimim
caresizseniz
mustafayavuz
mansur
islamneguzel
18altigenclik
incebiragit
azra001
elifindefteri
beyazgulalev
aybikekarciga
nihatgenc
laalee
doganca
askgunlugu15
fatoscb
genocide
sevemedimkaragozlum82
sakliisyanlar
angelchilds
iyilikmelegi77
esmeryarim06
hakansvsfb
canacansin
benyaziyorum
videoloji
parabende
koookle
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:18
| Sonraki Sayfa

İngilizce - Türkçe Sözlük
İngilizce Kelime:
ile başlayan kelimeleri, içeren kelimeleri
SCRIPT LANGUAGE="JavaScript">
Arama Motoru
Web'de Ara:
  • Son Yorumlar

    Google
    >
    <